Yadımda Sen Kalbimde Sen 5.Bölüm FİNAL

-Efendim Oğuz ne var?

-Ne mi var?

-Evet Oğuz ne var?

-Pardon Betül Hanım rahatsız ettik. Ne bu tavır şimdi?

-Oğuz annemler bekliyor, bir şey mi söyleyeceksin?

-Bir tanem ne oldu böyle birden bire? Eylül yüzünden mi bu tavır?

-Kaç aydır seninleyiz Oğuz. Hem Eylül’ü hem beni idare ediyorsun resmen. Böyle nereye kadar?

-Haa anlaşıldı şimdi. Sabahki muhabbete devam ediyoruz. Bunu yüz yüze konuşsak da böyle telefonda trip atmasak birbirimize olmaz mı?

-Olmaz Oğuz, yoruldum artık. Senin benimle evlenmeye niyetin yok, oyalayıp duruyorsun.

-Evlenmiyoruz, eğleniyoruz işte ne güzel hahaha. Sen de bunu istemiyor muydun, bütün heyecanı zaten gizli olmasında değil mi? Evlilik de şimdi çıktı başımıza.

-Oğuz gerçekten kapatmam gerek. Görüşürüz.

-Tamam, tamam yarın oturalım konuşalım bunu. Bak Eylül’e mesaj atıyorum şimdi bitti diyorum.

-Sen bilirsin. Beni ilgilendirmez.

-Ne demek beni ilgilendirmez. Bana bak çıldırtma adamı! Kim kimi yoldan çıkarttı unuttun herhalde. Eylül’ü…

-Tamam Oğuz kes… Bana sesini yükseltme!

-Yarın saat ikide köşeden alırım seni.

Hava kararmış, Betül’ün anne ve babası bu heyecanlı hareketliliği merakla seyre dalmıştı. Betül çantasından, ayakkabısına pek çok şey deniyordu aynanın karşısında. Babası ağırlığını muhafaza ederek haberleri izliyor, annesi mutfakta; kokusu insanın aklını başından alan büyülü yemekler pişiyordu. Betül az çok Murat’tan ve olası evlilik teklifinden bahsetmiş, annesi yıldırım gibi düşen bu haber karşısında adeta şok olmuştu. Mutfakta bu denli oyalanmasının sebebi de bu olmalıydı. Tüm hazırlıklar tamamlanınca, salondaki televizyonun önüne geçerek:

-Nasıl oldum?

-Hayırdır bu saatte yine?

-Anne, gelebilir misin biraz?

-Betülcüm, biraz daha kısa bir şey yok muydu dolabında? Bu etek kaba yerlerini tam göstermemiş!

-Anne yaa, çocuk muyum ben? Baba arkadaşlar arasında özel bir yemek yiyeceğiz de, sen bırakır mısın beni?

-Ben mi? Allah Allah bir tuhaflık var sezmiştim bu evde. Kızım seni en son bir yere bıraktığımda liseye falan gidiyordun, sonra ne zaman işin içine ben girsem hep çocuk muyum dersin. Hayırdır inşallah?

-Birisi varmış, niyeti ciddiymiş. Akşam yemek yiyeceklermiş. Ben karışmam baban bilir dedim ama…

-Öhm… öhm… Tamam çok fazla detaya girmeyelim şimdi. Madem ciddi bir şeyler var. Tanıştırırsın bizi bakarız duruma göre.

-Aynen öyle. Yarın sabah kahvaltıya gelsin o zaman damat bey hahah.

-Hah, tamam. Anası dünden razı ise danası ohoo… Hadi hadi suyu çıkmadan, hazırsanız hanımefendi bırakalım gideceğiniz yere. Kaçta alalım sizi Kül Kedisi?

-Yok baba, akşam Ezgi ile sabaha kadar bunu konuşuruz! Uyuyamam ki heyecandan.

-Hey Ya Rabbim, ne günlere kaldık! Ana kızın baba ile konuştuğu şeylere bak. Hani en son babalar duyardı? Hadi hadi düş bakalım önüme…

-Buyurun Hanımefendi bu taraftan lütfen.

-Hoş geldin bir tanem.

-Hoş bulduk aşkım. Çok güzel burası.

-Sen de öylesin bu akşam bir tanem.

-Bu akşam mı sadece?

-Hayır aşkım her zaman ama bu akşam daha da güzelsin. Baksana herkes kıskanacak seni benden.

-Hahah aşkım utandırıyorsun beni.

Gece geç saatlere kadar yediler, içtiler, eğlendiler. Taksi geldiğinde evlenme teklifi yapılmış ve çığlıklar ile alkışlar birbirine karışmıştı. Murat’ın evine geldiklerinde Betül Ezgi’yi aradı ve olası bir acil duruma karşı tedbir alınmış oldu.

-Betül bence Murat’a olanı biteni anlatmalısın.

-Saçmalama Ezgi, bu saatte mi? Evlilik teklifinden sonra mı!

-Betül yalan söylüyoruz hepimiz zaman zaman ama bir yalanı ne kadar daha sürdürebilirsin. Ya Oğuz du…

-Duymaz. Kimsenin bir şey duyacağı yok. Allah aşkına en mutlu günümde neden böyle yapıyorsun Ezgi? Beni mi kıskanıyorsun yoksa sen!

-İyice saçmaladığına göre sen baya içmişsin bu gece. Ne dediğinin farkında değilsin!

-Ne diyorum ben yaa. Kusura bakma lütfen, evet saçmalıyorum galiba. Sakin kafa ile anlatacağım söz ama bu gece olmaz. Ne olur idare et beni lütfen.

-Tamam, bu gece son zaten. Umarım başka bir yalanın aracısı olmam!

-Kimle konuşuyorsun bir tanem?

-Ezgilerde kaldığımı söyledim biliyorsun bizimkilere. Ne olur ne olmaz haber vereyim dedim.

-İyi yaptın da, keşke yalan söylemek zorunda kalmasak…

-Ne yapsaydım peki? Murat’la yatıyoruz, bu gece de onda kalmaya mı gidiyorum deseydim?

-Hayır saçmalama tabii ki böyle bir şey söylenmez ama vicdani açıdan kendimi rahat hissetmiyorum.

-Yalancıyım yani ben? Ne demek istiyorsun Murat ya?

-Başladık yine. Hadi buyur buradan yak. Aşkım gel, güzel gecemizi mahvetmeyelim. Yorulduk ikimizde, yatalım artık geç oldu. Hem demedin mi sabah kahvaltıya davetliyiz diye?

-Haklısın off, kafam davul gibi. Gerçekten çok uzun bir gündü. Sabahtan beri birlikteyiz resmen!

5 CEVAPSIZ ARAMA (OZZZY ARIYOR…)
-Aşkım, Eylül’den ayrıldım. Bitti. Duyuyor musun beni?

-Sen de kimsin lan?

-Asıl sen kimsin?

-Şerefsiz köpek, gecenin bu saatinde Aşkım diye arayan sensin! Kimsin?

-Ne oluyor aşkım ne bu gürültü?

-Ozi midir ne boktur kim bu it?

-Aşkım kapatır mısın telefonu. Kapat. Kapat anlatayım.

-Ulan it oğlu it…

-Aşkım, dinler misin? Gecemizi mahvetmek istiyorlar. İlişkimizi bitirmek istiyorlar. Arkadaşlar şaka yapıyor olmalı bir dinle.

-Gecenin bu saatinde ne şakası?

-Aşkım Oğuz benim çocukluk arkadaşım. Ezgi’ye söyledim ya, şaka yapıyorlar akılları sıra. Eşek şakası oldu ama tanıştırırım seni bu hallerine gülersin. Beni kırdığına değdi mi?

-Neyi kırdım Betül ya! Gecenin bilmem kaçı, biri arıyor sana aşkım diyor. Komik mi? Aptal yerine koyma beni Allah aşkına!

-Murat orospu muyum ben? Ne bu tavırlar ya. Şaka dedik ya! Ara tekrar aynı numarayı ara! O zaman nasıl pişman olacaksın gör! Yazıklar olsun ya, bir şakayı nasıl da bana çevirdin hemen.

-Çok yorgunum, şimdi konuşmasak? Kanepede uyurum ben.

-Murat böyle yapma lütfen, gelir misin?

-İyi geceler, sabah konuşuruz. Uyumaya çalışalım lütfen, gerçekten çok sinirlerim bozuldu.

-Neydi gece gece öyle Oğuz? Manyak mısın sen? Hasta herif! Babam öldürecekti beni!

-Ya hu ne bileyim telefonun koynunda mı salonda mı? Sen akşam öyle trip atınca uyuyamadım. Bitti işte. Ayrıldık Eylül’le. Zaten çok normal karşıladı, hazır gibiydi buna. Babanla konuştum demek gece gece. Kusura bakma ya!

-Oğuz, mesele Eylül değil mesele tamamen zamanlama!

-Ooo Ramiz Dayı nereye gidelim bugün sizinle?

-Oğuz iki dakika ciddiyetle dinler misin beni? Lütfen.

-Ya hu sevineceğine hala surat asıyorsun. Seni bugün balık yemeğe götürüyorum Betül Hanım itiraz istemez!

-Oğuz canım sıkkın, moralim bozuk. Hiç havamda değilim.

-Biliyorum. Emrinize amadeyim Hanımefendi. Tüm gün hatta yedi gün yirmi dört saat artık!

-Çok şapşalsın biliyorsun değil mi?

-Artık tamamen senin şapşalınım. Gizlimiz saklımız yok!

-Oğuz bunu yapabileceğimi sanmıyorum.

-Tamam balık yerine tavuk yeriz o zaman.

-Balığı değil, bizi…

Sevgili Betül,

Kötü bir huy belki ama aynı deneyden farklı sonuçlar beklemek ahmaklıktır demese belki  Einstein, saflık, iyimserlik ve ısrarcılık konusunda bir numara olabilirdim. Allah bana birini ölesiye sevmeyi ya da birisinden ölesiye nefret etmeyi nasip etmedi. Özenle seçiyorum kelimeleri çünkü en güzel veda en güzel olana layıktır. Çok şükür güzel birkaç anı biriktirdik birlikte. Daha önce söyledim sana kalbini bir kere açarsın başkasına en samimi ve en saf haliyle. Neler yaşadıklarını ve neden böyle yaptığını anlamak isterdim. Kiminle, ne zaman, niye görüştüğünü sorgulamadım. Her şeyi gençliğin ve güzelliğin ile hatta heyecanınla ilişkilendirdim. Ezgi bana ilk söylediğinde olanları kabullendim ama ihanet!? Birisi ile görüşmeni, konuşmanı hatta kendin için en iyi olanı seçmeni anlarım ama sadece bu günü yaşamak, geçmişten kaçmak en kötüsü inşa edeceğimiz geleceğe odaklanamamak beni tüketti. Ben biraz safımdır ama seni kendimden daha saf ve temiz gördüm daima. Her yalan söylediğinde bu son galiba diye inandırdım kendimi. Evine bıraktığında seni en yakın arkadaşının sevgilisi, kuzenin olduğuna inandırdım kendimi. Seni öperken bile başka yere baktım buna şahit olmamak için. Neden mi böyleyim? Hayat zaten yeterince acımasız değil mi? Yoksa biz insanlar mı hayatı böylesine acımasız kıldık? Korkuyorum Betül. Olur da kapkaranlık gönlüme senin gibi biri ışık olursa diye korkuyorum. Aldatmaktan, aldatılmaktan değil, düpedüz aldanmaktan korkuyorum. Karanlık ve sessizlik kafi bana… Sana uzun uzun yazsam ne fark eder şimdi? Neden daha önce söylemedi diye mi düşünüyorsun yoksa? Acıdın mı yoksa bana? Çünkü inan bu yazdıklarımın bir tesiri yok ne sana ne bana. Bir hikâyenin daha sonu geliyor baksana. Kötü bir senaryodan Oscar’a aday iki iyi oyuncuyduk sadece. Kim bilir ben kaçıncı Murat’ım, sen de kaçıncı Betül? Şaka gibi değil mi? Yaşanmış hikayelerin hatta yaşanacak diğer hikayelerin kahramanlarıyız. Sadece isimlerimiz farklı. Her şey için çok teşekkür ederim. Pardon, düzeltiyorum her şey için özür dilerim. Bu benim son mesajım sana çünkü yeni bir hat aldım bile. İkimiz içinde edilebilecek en güzel dua, Allah bir daha yollarımızı kesiştirmesin olur sanırım. Sağlık, huzur, mutluluk ve sayılamayan nice diğer güzellikler; başta sana ve tüm bir köşede oturmuş, çaresiz bu duaya muhtaç insanlara armağan olsun senin nezdinde. Beni hatırladıkça hep tebessüm etmeni diliyorum ama biliyorum ki beni asla affetmeyeceksin. Sahi neden kabul ettin teklifimi? Cevaplarını alamayacağım sorular soruyorum çok saçma… İlerde keşke demeyeceğin günler görmeni dilerim. Ben hayatta sanırım bir kere gelirim bir insanın başına ve inan bana gerçekten sabırlı biriydim. Sabrettim. İnşallah sana olumlu anlamda birkaç şey katmışımdır ve hayatına gereken yönü de bu şekilde verebilirsin. Çok gençsin, çok güzelsin ve keşke bu vedayı yapmasaydım diyeceğim insanlardan birisin. Kelimeler birbiri ile yarışıyor ama satırlarımın sonuna geldim sanırım. Bir mesaj beklemiyorum ve aksine bir mesaj almamayı da umuyorum senden ne şekilde olursa olsun. Yaşanmamış olan anılar en güzelidir derler. Yaşanmamış ve yaşanmayacak olanların şerefine…

-Lütfen, uzaklaşalım biraz? Geri çıkalım lütfen! Şeridin gerisine geçin lütfen! Beyefendi durun oraya geçemezsiniz!

-Yavrum! Bir tanem! Güzel çocuğum! Allah’ım ne olur uyandır bu kabustan beni! Aç gözlerini, lütfen aç yavrum!

-Bu tarafa gelin lütfen. Hemen bir sakinleştirici yapalım, Sedye, sedye lütfen! Tutar mısınız, tutun tutun bayılacak!

-Olanları bir de sizden dinleyelim buyurun, anlatın lütfen en baştan.

-…işte en son bu mesajı yazdım, yeni sim kartı taktım sonra.

-Tamam, teşekkür ederiz. Olay saati ile mesaj arasındaki süreyi de dikkate aldığımızda sizi huzursuz edecek pek bir bulgu yok. Yardımlarınız ve samimiyetiniz için teşekkür ederiz. Bir gelişme olursa ya da yeniden ifadenize ihtiyaç duyarsak size ulaşırız.

-Memnuniyetle ama şey… Ailesi her şeyi bilmeyi hak ediyor ancak bu kadar acı da çok fazla o nedenle rica etsem…

-Tabii tabii, merak etmeyin bütün ifadeler gizlidir. Zaten evlat acısını çeken bilir biz de daha fazla aileye detay verip ömür boyu acı çeksin istemeyiz.  Tekrar teşekkürler.

-Merhaba Betül. Biraz konuşmak için geldim. Fazla zamanını almayacağım. Biliyorum son mesajımın üstünde on beş sene geçti. Duramadım biliyorsun buralarda ki zaten gidecektim de o gün. Yurtdışına taşındım. Güzel bir kadınla tanıştım. Sevimli bir ev aldık ve dört çocuk yaptık. Çok mu? Hayır hiç de değil, biliyorsun seviyorum çocukları! Birini sevemem zannediyordum, zannettim yıllarca ama sanırım gerçekten birini aşık olmak neymiş eşimi görür görmez anladım. İnsanlara kızdım, ilişkilerden kaçtım, kendimi suçladım yıllarca ama görsen sen de çok seversin. Hayatımın en karanlık döneminde tanıştık seninle. Bir de olaylar böyle denk gelince ölürüm sandım. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse… Sen… Hani diyordun ya o araba olmasaydı tanışamazdık. Haklısın belki ama sende kaza günü o arabaya binmeseydin belki… Belki de bugün bu konuşmayı yapmıyor olurduk burada. Çok tuhaf, içinden çıkamadığım bir metafor bu. Sana güzel bir veda edemedim hem de hayatımda kimseye karşı bu kadar zalim olamam derken sen… Yani seni… Neyse. Sana şükranlarımı sunmaya, sana ettiğim o son duayı bana yakışır bir şekilde etmeye geldim. Sana beddua etmedim bil lütfen. Allah bir daha yollarımızı kesiştirmesin derken hem senin hem kendi iyiliğim için karşılaşmak istemedim tekrar seninle. Biliyorum benimle bir alakası yok ama ölüm bu, istemese de alınıyor insan üstüne. Umarım huzur içindesindir. Kendine çok iyi bak, mekanın cennet olsun güzel kadın.

-Bitti mi Muratcığım bu gizemli kabir ziyareti?

-Bitti Salih kardeşim bitti sanırım.

-O zaman bize?

-Olur, hadi sür bakalım…

-Şu tarafa, yolun sonuna kadar gideceğim, ıslanmayın isterseniz buyurun?

-Yok, gelir şimdi otobüs, sağ olun.

-Bu saatte biraz seyrek geçer ve sırılsıklam olmuşsunuz öylesine geçip gitmek istemedim yanınızdan.

-Bilmem ki, şey biraz daha bekleyeceğim zaten ıslandım ama sağ olun.

Murat Betül’e uzun uzun ve düşünceli gözlerle baktı. Sırılsıklam olmuş ve durakta akşamın bu saatinde yalnız bekleyen güzel bir kadın… Çok fazla ısrar etmek istemedi ama gönlü öylece uzaklaşmak da istemedi. Tekrar Betül’e baktı, olanları ve olacakları gözünün önünde canlandırmaya çalıştı. Galiba radyoda Nurettin Reçber çalıyordu. Ne hoş melodi deyip biraz daha sesini açtı.

-Peki siz bilirsiniz. Kusura bakmayın rahatsız ettim akşam akşam. Neyse en iyisi bir taksi çağırın olur mu? Daha fazla ıslanmayın. İyi akşamlar Hanımefendi.

-Haklısınız, evet. Rica ederim. Size de.

Muratın aracı hızlandı ve yolun sonunda “Yadımda Sen Kalbimde Sen” ezgisi ile gözden kayboldu. Genç kadın kendisine yapılan bu kibar teklifi düşündü acaba kabul etse miydim diye. Artık çok geçti. Bir taksi çağırdı o da ve çok geçmeden karanlığın içinde kayboldu gitti.

Hikâyemiz burada bitti.

Şimdi sokaklar, yağmur ile baş başadır bir yerlerde…

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s