Sır verdi, Ser vermedi…

Senin gözünden bakmak gerek dünyaya…

Sevdiğin şarkıları listeledim, sevdiğin romanları okudum, hatta seni anımsatan dizileri saatlerce sıkılmadan tekrar tekrar izledim. Hani mutlaka izle dediğin vardı ya, şu başroldeki kadınla özdeşleştirdiğin kendini…

Evi temizlemedim, yemek yemedim, dışarı çıkmadım depresyona girmek istedim ama atamadım o mutluluğu bir türlü, olmadı.

Defalarca silip kaydettiğim numaranı rehberimde, gitti geldi elim aramadım.

Aramamalıydım seni biliyorsun.

İnsan aslında çok bencil varlık. Sonucunu düşünmeden pervasızca yaptıklarına tahammül edemiyorum bilirsin ama onca insan nasıl da sıyrılıyor bu işlerin içinden?

Sencil geçirdiğim bir ömür düşün. Ben demeden geçen, her dakikasında, her saatinde hatta her gününde sen gibi bakan bir ben; seni düşünen, senin için kendini feda eden bir insan hayal et…

Kimsenin anlamasını beklemeden, kimsenin belki de bilmek istemediği şeylerden bir demet ama hep merak da uyandıran şeyler oldu. İmgeler, semboller, anlatılmaması gerekenler…

İnsanları cezbeden bu bilinmezlik hali ya ebediyen sürecek bir girdap ise? Bir girdap isem ben?

Söylediklerimi anlamaya çalıştığını düşünmüyorum. Öylesine saçma, öylesine rastgele geliyor ki sana biliyorum. Bir çırpıda söylesem daha mutlu olurdun onu da biliyorum ama anlatamamak azizem ah ne zor bir bilsen…

Tam da şimdi bir dilek tut! Hemen hadi! “Ama anlamadım ki ne olduğunu” demeyi bırak, tut bir dilek işte!

Kabul olsun! Öyle çok isterim ki gerçekleşmesini bilemezsin. İçinde ben olmasam da, sen olmasanda biz olmasak da…

Kim kimi aramıyor? Kim bu hikâyenin kahramanı? Kim neyi kurguladı? Ne kadarı gerçek bu yazılanların?

Gözlerini kapat da şöyle sıcacık bir Akdeniz şehri düşün. Karanlık bir akşamüstü ve birlikte son kahvelerini içen iki insan…

Uzun uzun bakışmışlar, sarılmışlar, kenetlenmiş dudakları birbirine…

Kaçınılmaz son orada gülümsüyor. Bir veda.

Peki ya sonra?

Yeteri kadar sencil olduk sanırım, biraz da bencillik eklesek olmaz mı?

Hiç düşünmedin sen de sonuçlarını?

Seni sevdiğini söyleyen insanlar oldu, sana mesajlarca ilanı aşk edenler, hep meşgul çalardı telefonun biliyor musun?

Herkesin sırları vardır anlarım da peki ya yalanların izahatı olur mu?

Korkmuşsundur, utanmışsındır belki, gurur duymazsın elbette saklamaya çalıştıklarından ama!..

Neyse hadi sencil olalım yine çünkü olur da bir gün okursa bu yazdıklarımı birisi, sana karşı kin duysun istemem kimsenin. Hayatına giren arkadaşların, dostların, çıkar ilişkilerin ve daha kim bilir neler neler haksız mıyım?

Sen olsam ne mi yapardım? Bana mı soruyorsun sahiden?

-Bilmiyorum.

Arzular arsız mı sahi?

Eski telefonumu kurcaladım geçen Çarşamba, çıkacağı varmış unutulduğu kutudan anıların. İnanır mısın rehberinde senin adında biri vardı. Şahsen ben inanamadım çünkü seninle aynı isimde bir başkasını henüz tanımadım.

İzlerini sildiğim, unutulduğum, acıtıldığım gerçeğini bırakalım bir kenara.

Aradım. Kısacık çaldı, üstelik meşgul de değildi…

Çaldı ama çok şükür açan olmadı.

Başka neye kızıyorum biliyor musun? Tamam, ben çok gururluydum, ben haklıydım, ben kuralcıydım, senin sahip olmadığın bir iradeye sahiptim de; o çok sevdim diyen, uğruna ölürüm naraları atan, gururumu ayaklar altına aldım diyenler nerede? Onlar neden aramadılar bunca zaman?

Sahi kaçıncı evliliklerini yaptılar? Kaç çocuk sahibi oldular?

Yalanlar içinde yaşayan, hayaller gören, illüzyonu seven ah o zavallılar…

Keşke aramasaydım! Keşke nasılsın diye sormasaydım sana.

Yeterince senin gözünle baktım dünyaya, çok da sevemedim açıkçası gördüklerimi.

Senin gözünle baktım uzaktan bana, girdap gibi dedim kapılmadan, zor.

Senin gözünle baktım aynaya, çok üzüldüm enkazının altındaki sana.

Senin canından çok daha fazla canlar yandı güzel insan. Sevdin, sevildin.

Anılarını huzur içinde gömmeli artık, rahat uyusun yattığı yerde.

Keşkeler kalmasın aklında, aradığın huzuru bulmalısın yine de.

Sorma bana “neden şimdi?” diye sorma! çünkü hakkın yok buna.

Üzüldün sanırım, belki de huzursuz oldun biraz daha.

Hâlbuki seni üzmek istememiştim, işin ilginç tarafı ise ben…Yok bişey, neyse demiştim.

Şimdi aç internetten “Mrozu – Szerokie wody [Live Session]” eşliğinde oku bu satırları. Çok mu tuhaf? Neden ki? Onca yıl beni anlamadın ki sen, elbette bilmediğin dilde çalan bir şarkıyı da anlamazsın, anlama da zaten boşver…
(https://www.youtube.com/watch?v=MVnL9lVskSc&ab_channel=Mrozu)

Bencil düşüncelere dalıyorum satırlarımın sonunda. Sana yazılan ama hiç postalanmayan bir başka mektubumda biraz da benden bahsederim belki.

Sil gözyaşlarını “anıların enkazında yaşayan güzel insan”, merak etme okuyamadığın bir başka mektubumda görüşürüz nasıl olsa…

Hadi şimdi kal sağlıcakla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s