Aşkın Elif Hali 2.BÖLÜM-Final-

Kız evinde bayram havası hakimdir ve hem erkek tarafı hem de kız tarafı böylesi bir gün için çok gururludurlar. Evlatlarının mürüvvetlerini görmek, ektikleri tohumun yeşermesi, dünün küçüğünün artık bugünün büyüğü olması bambaşka bir duygudur.

Kahveler servis edilmeye başlayınca Recep’in içini kemiren kurtlar hareketlenir. Bir titreme nöbeti gelir önce çünkü gördüklerine inanamaz ve hemen başını önüne eğer. Kapının eşiğinden kendine dik dik bakan gözler içini acıtır bir kez daha. Elif’in de haberi yoktur bu karşılaşmadan ve şaşkına döner. Sonuçta çocukluk arkadaşını istemeye gelmişler, kendisine de mahallenin diğer gelinlik kızları gibi davet göndermişlerdir. Zühre’nin uzattığı kahve ile silkelenip, dalıp gittiği uzaklardan dönüverir Recep. Nur yüzlü, gözlerinin için gülen, böylesine cana yakın bakan ve insanın içine işleyen o nurlu yüz ifadesi ile adeta yeniden doğmuştur ve bu ruh halini anlatacak kelimeler yoktur lügatta.

Gelenektir damadın kahvesine tuz koyulur, içirilir ama esas geleneği hatırlatan bir nezaketle; Zühre’nin Allah’ın bir lütfu olduğunu anlamıştır Recep daha ilk yudumda.

Adetlere göre, gelin olacak kız ve oğlan eskiden aile büyüklerinin yanında pek konuşmadıkları için, eğer gelin adayı oğlanı istemiyorsa kahvesine tuz koyarmış bolca. Damat adayı da tuzlu kahveyi içerse kızı beğendim, istiyorum demiş oluyormuş. Yarım bırakırsa da bu işin olmayacağı anlamına gelirmiş. Eğer gelin adayı kahvesini şekerli yaparsa da oğlanı çok beğendiğini, damadın da kahveyi bir yudumda içmesi ise bu sevdanın karşılıklı olduğunu gösterirmiş büyüklere. Zühre’nin yaptığı kahveyi bir yudumda içen Recep, Elif’le göz göze gelmemek için başını hiç Zühre’ye doğru çevirememiş. Telefonunun titrediğini hissediyormuş Recep ama bakamıyormuş aramalara ve mesajlara. Kız isteme faslı da tamamlandıktan sonra yüzükler takılmış, gün belirlemek üzere sözleşmişler düğün için.

Pek çok duygunun aynı anda yaşandığı bir gecede Recep ailesi ile birlikte hayallere dalarak evin yolunu tutmuştur. Eve vardıklarında üstünü değiştirmeden kendini yatağına atmış, derin düşüncelere dalmıştır. Zühre’yi düşünüyor ve heyecanlanıyor, ancak Elif’i düşündükçe korkuları hortluyormuş. Zühre ile Elif’in arasındaki bağı bir türlü çözemediği anda annesi gelmiş odasına.

-Daha üstünü değiştirmemişsin deli oğlan, kalk kalk yatma güzel üstünle. Kırıştırma annem pantolonunu kalk hadi!

-Anne, çok kalabalıktı bugün kız evi değil mi?

-Valla Rabia Hanım da Rıza Bey de güzel ainsanlar. Çok iyi dünür olacaklar bize. Zühre gelinim de nur yutmuş maşallah. Tam hanım tam.

-Akrabaları mıydı diğer kızlar yoksa arkadaşları mı acaba?

-Biri Pervin Hanım’ın kızı Gül, öteki de arka mahalleden Menekşe’nin Elif. Bir iki yaş ya vardır aralarınızda ya yoktur. Geri kalanı hep akrabaları işte yavrum. Böyle akrabalık ilişkileri kuvvetli olan ailelerden kalmadı artık. Hem bizim mahallenin kızı, hem de göstermelik  Müslüman değiller maşallah. Senin de pek sesin çıkmıyor hani! Yok anne, istemem anne, işsize kı mı verirler anne. Bu kızı var ya kimler istedi kimler. Çok şükür Rabbime bize gelin nasip etti. Kafanı duvarlara vururdun vallahi, Allah’ın sevgili kuluymuşsun oğlum.

-Hayırdır ana oğul ne kaynatıyorsunuz gece gece. Lan oğlum kalk bir üstünü değiş Allah’ını seversen ya! Hadi ben yatıyorum, yarın sabah dünürle çorba içmeye gideceğiz Hanım, şu işin detaylarını bir konuşalım. Hayırlı işlerde aceleci davranmak gerekir.

Menekşe’nin kızı Elif… Demek arka mahalleden Zühre’nin arkadaşı… Onca sene, iki sokak ötedede. FesubhanAllah! Şaşılası şey.

Recep bu düşüncelerle kıvrandı bir müddet daha. Üstünü çıkardı, ceplerini boşalttı, cüzdanını ve telefonunu masanın üstüne bıraktı. Cevapsızlarına ve mesajlarına bakmadığı aklına geldi. Kafası kazan gibiydi ve gelen mesajların birisi çok zamansız ve çok anlamsızdı şimdi. Elif 18.15’ten 23.37’ye kadar 14 tane mesaj yazmıştı.

1-Ne demek şimdi bu Recep?

2-Zühre’nin benim çocukluk arkadaşım olduğunu bilmiyor muydun?

3-Bilerek mi yapıyorsun bunları?

4-Recep ne yapmaya çalışıyorsun söyler misin?

5-Zühre’ye aramızdaki ilişkiden bahsedeceğim sen söylemezsen.

6-Afiyet olsun kahveyi bir yudumda içtin?

7-Beni sevdiğini söyleyip nasıl başkasını istiyorsun anlamadım.

8-Telefonuna baktığında mümkünse bir cevap ver.

9-Halâ mı görmedin mesajlarımı.

10-Zühre’ye henüz söylemedim, konuşmalıyız.

11-Belki de haksızlık ediyorum sana. Neyse tamam kusura bakma.

12-Zühre senden bahsetti ama görücü usulü olduğunu bilmiyordum çok pardon.

13-Attığım mesajlar için özür dilerim saçmaladım lütfen affet beni hoşça kal.

14-Zühre’ye bir şey söylemeyeceğim senden çok hoşlanmış. Sende seviyorsan mutluluklar dilerim. Kusura bakma bir daha mesaj atmayacağım, sadece cevap gelmediği için biraz saçmaladım galiba iyi geceler.

Recep ne yazacağını bilemedi. Açıklama yapmak zorunda da hissetmiyordu kendini çünkü artık zincirlerini kırmış gibiydi. İçindeki karanlığa gün doğmuştu ama Elif’in yazdıkları güneş tutulmasıydı adeta. Yazdıklarını tekrar tekrar okudu ve basitçe teşekkür eden bir mesaj attı.

Nişan yapıldı, düğün için gün alındı ve her şey tamamdı artık. Gelin evinden çıkarıldı ve düğün salonuna doğru yola koyuldular. Bu altı aylık serüven, altmış yıllık umut vaat ediyordu genç çifte. Zühre biraz durgundu, çok ağladı evinden çıkarken. Arabada ağzını bıçak açmadı bir müddet sonra Recep’e dönerek:

-Benim ilk aşkım da son aşkım da sensin Recep. Peki senin ilk aşkın kim?

Hiç böyle sorular sormamıştı Zühre, üstelik salona giden yolda bunu sorması bir mesaj mı veriyor endişesi yarattı Recep’te.

-Benim ilk aşkım da son aşkım da sensin Zühre. Hayatıma umut katan, kaybolduğum karanlıklara aydınlık olan sensin. Ben biçare, zavallıyken, Rabbim seni armağan etti kabul olunmuş bir dua gibi. Gerçek sevgiyi gördüm sende, sevilmeyi hiç bilmezdim ama adam gibi sevmeyi öğrendim üstelik. Gözümden süzülen bir damla yaş, kederden değil senin yanında hep mutluluktan. Dünüm, bu günüm, yarınım sensin Zühre’m.

Zühre’nin gözlerinden süzülen yaşları sildi Recep.

-Bir kusurum olduysa affet, söyle nedir seni bu kadar üzen?

-Elif… İstemeye geldiğiniz günden beri senin kusurlarını söyleyip durdu bana. Önce beni koruyup kolladığını düşündüm ama her konuştuğumuzda ve her mesajında sürekli seni sorduğu için dayanamadım ve nedenini öğrenmek istedim. O da aranızda olanları anlattı dün. Sevgili olduğunuzu, onu terk edip askere gittiğini, döndükten sonra da hiç aramadığını, onu yüz üstü bıraktığını falan söyledi. İnanmak istemedim, kıskandığını düşündüm. Şimdi senin bu güzel sözlerini duyunca bir kez daha onun söylediklerine inanmayarak ne kadar haklı olduğumu gördüm. Seni çok seviyorum Recebim.

O sırada Recep’in telefonu çalar ve tanımadığı bir numaradan gelen aramaya cevap verir.

-Efendim?

-Recep, benim Elif…

Hoparlörü açar hemen Zühre’nin de dinlemesi için.

-Zühre yanındaysa bir işaret ver kapatayım.

-Hayırdır Elif ne oldu?

-Yanında mı değil mi Recep bir şey söyleyeceğim.

Zühre şaşkın tek kelime edemeden baka kalır.

-Hayır, yanımda değil söyle ne oldu?

-Recep bunu söylemek için belki çok geç kaldım ama… Sana haksızlık ettim. Ben sanırım seni seviyorum. Konuştuğum çocukla ayrıldık, yürümüyordu bir türlü. Olanları defalarca düşündüm. Zühre’yi istemeye geldiğinizde seni kaybetmek istemediğimi anladım, senin beni sevmeni istiyorum tekrar. Hatırlıyor musun iş çıkışında yürürdük, okula gittiğimde bile hep arardın ama ben bahaneler bulurdum. Arkadaşlarımla tanıştırmaya utandım seni. Ne kadar da çocukmuşum değil mi? Seni öyle yüzüstü bıraktığım için çok pişmanım. Evet haklısın aramadım, başka insanlarla görüştüm, düşünsene az daha evleniyordum biriyle. Hiç biri senin kadar sevmedi beni Recep. Konuşsana neden susuyorsun? Seni kaybedemem Recep, Zühreyle lütfen evlenme lütfen!

-Elif… Gerçekten seni çok iyi anlıyorum, neler yaşadığını ve neler yaşayacağını da tahmin ediyorum bundan sonra. Sana teşekkür etmek isterim ben. Yetişkin bedenlerde çocuk ruhlu insanlarız biz ama akıl sabit kalmamalı yerinde, gelişmeli, büyümeli. Ben senin adını hiç dilime almadım sen gittikten sonra ama o eski Elif’i zaman zaman sessizce andım içimden. Bundan bilmem kaç yıl evvel aklım başımda değildi hatırlıyorum ama zamanla iyileşiyor yaralar. Merak etme sen de iyi olacaksın çünkü sen beni hiç bir zaman sevmedin biliyorsun. Sen hep en iyisini giymek, en iyi yerlerde olmak, en iyisi neyse ona sahip olmak istedin. Hakkındır elbet ama sen bu isteklerin yüzünden bugün bana mahcup olmak zorunda kalıyorsun, kendine mahcup oluyorsun, dostuna mahcup oldun belki de. Amacım seni rencide etmek değil ama gözlerini açmak istiyorum son bir iyilik olarak. Nefsinin seni ele geçirmesine müsaade etme, sadece kendin için değil herkes için mutluluk iste. Sen iyi bir ailenin kızısın. İsmin de güzel, sen de güzel bir insansın. Gözlerinle bak, ama ruhunla görmeye çalış gerçek sevgiyi. İşte ancak o zaman anlayacak ve o zaman bulacaksın aradığın huzuru ve mutluluğu. Sana kötü söyleten de sana kötü şeyler yaptıran da, içindeki hırsın ve öfken. Şunu unutma, her şeye sahip olmaya çalışırken bir de bakmışsın ki hiçbir şeye sahip olamamışsın.

-Şey… Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ben aptalın tekiyim! Aptal! Aptal! Aptal! Çok özür dilerim. Çooook özür dilerim! Kendine çok iyi bak, mutlu olmayı hak ediyorsun! Gerçekten rahatsız ettiğim için çok pişmanım ve tüm söylediklerim için…

Zühre’nin göz bebekleri titriyordu, avuçları terlemiş sıkı sıkı tutuyordu Recep’in ellerini.

Zühre’ye mesaj geldi o anda.

Bir tanem çok özür dilerim. Çok yanlış şeyler söyledim sana. Neden böyle yaptım bilmiyorum ama seni kırdım, üzdüm. Aramaya da utanıyorum seni bu mutlu gününde. Recep ile ilgili söylediklerim yalandı. Aptallık ettim, boş konuştum. Birbirinize o kadar çok yakışıyorsunuz ki anlatamam. Kıskandım galiba seni. O kadar iyi kalpli bir insansın ki Allah dualarını kabul etti ve Recep gibi birini çıkardı karşına. Mutlu olun daima. Beni affet lütfen.

Gelin ve damat biraz buruk girdiler salona ama aşkları daha ilk günlerinde böylesine büyük bir tufanla yıkılmadıysa, daha da yıkılmazdı hiç Allah’ın izniyle.

Ne demiş Yunus Emre?

Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler!

“…İşte böyle Mustafa kardeşim” dedi Recep Abi yattığı yerden doğrularak. “Ben askerden geldikten sonra iki kere falan aradım Elif’i ama sanırım evlenmek üzeredir şu sıralarda. Sözün özü, kaybetmiş bir vaziyetteyim yolumu. İçim gibi, içtiğim kahve gibi gecem de, gündüzüm de kapkapara.”

-Usta, bence bu hikâye böyle bitmez. Daha yaşanacak çok güzel günlerin var bence. Hikayenin yarısı bile değil bu yaşadıkların. Sen içini karartma şimdiden! Bir gün var ya bir bakmışsın, Cenab-ı Allah bir Zühre** çıkarmış karanlık gecede karşına; şaşırdığın yolunu da bulursun, çok mutlu da olursun demedi deme! Bak senin hikayenin sonunu bir de benden dinle istersen…

**(Zühre: Venüs Gezegeni, halk arasında çoban Yıldızı olarak bilinir.)

-SON-

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s