Mîhrîban ne demek ki?

İlk görüşte aşka inanır mısın abi? Ya da hiç aşık oldun mu sen hayatında? Yani eşinle severek mi evlendin?

Ya aşk diye bişey yok aslanım(!) Hayırdır ne bu haller? Aşık mı oldun yoksa?

Şey… Aşkın ne olduğunu bilmiyorum ki abi nedir ne değildir. Aşık mıyım değil miyim onu da bilmiyorum. Bilmiyorum işte ya bilmiyorum!

Şşş tamam aslanım sakin ya hu. Şaka yapıyorum var tabii ki aşk da, aşık olmak da. Anlat bakalım nedir seni bu kadar öfkelendiren?

Anlatsam inanmazsın ki bana?

Sen hele dök bakalım içini! Abinim oğlum ben senin, bana anlatacaksın, bana soracaksın, birlikte çözemeyeceğimiz bişey var mı Allah’ını seversen. Dur bir saniye bekle. -Alo, hayatım ben Murat’ı aldım, biraz işimiz var çarşıda. Var mı gelirken istediğin birşey alayım? Tamam, yok mesaj olarak at bana, yok ya alırım alırım sen yaz ama. Geç kalmayız. Hayatım zaten saat 5, en fazla bir iki saate geliriz işte. Şey yap, köşedeki marketten alın acil olanları, gelirken diğerlerini alır gelirim ben. Aşkım, tamam yaz işte onu da listeye hallederiz. Yok güzelim bişey. Bir iki şey var onu bulmamız lazım sahil tarafına gidiyoruz. Tamam ben de seni seviyorum canım. Görüşürüz.

Hadi bakalım Murat kardeş, düş bakalım peşime.

Nereye gidiyoruz abi.

Amma soru sordunuz bugün bana ya hu. Azıcık sabret atla şu arabaya.

Tamam abi, gidelim.

Aç bakalım bluetooth’dan bir müzik dinleyelim yolda Muratcım.

Abi, kafam allak bullak gerçekten.

Ya oğlum aç işte birşey, say ki şimdi aşık olduğun kız dinliyor bu şarkıyı. Gönder gelsin bakalım.

Tamam, slow olur değil mi?

Kafana göre aslanım sen ne istersen, açtım sesini de.

O zaman İbrahim Erkal’dan “Bunu Saymıyorum” olsun.

Ooo kral şarkı!

Her gelişin bayram bana
Öyle bağlıyım ki sana
Bir heves oyun değil
Ne olur beni anlasana
Dur dur dur gitme yetmez
Dur dur dur böyle dinmez
Dur içimdeki yanan bu ateş
Dur bu kadarla asla sönmez
Bunu saymıyorum bunu saymıyorum
Bir daha gel ne olur gel
Sana doymuyorum sana doymuyorum
Senlilik ömre bedel

Sahile vardıklarında arabanın kapılarını da müziğin sesi gibi sonuna kadar açtılar. Murat’ın kafası karışıktı belli ki. Biraz olsun içi rahatlasın istiyordu İsmet abisi. İsmet sevdiği kadın için büyük mücadeleler vermiş, sevgiden, aşktan, aşıktan anlayan bir insandı. Murat’ın dert babası, kader ortağı sayılırdı. Murat’ı çocukluğundan beri tanır, sever, korur, kollardı. Murat’ı hiç kimseye ezdirmedi, kendi kardeşi gibi sever, her derdine derman olmaya çalışırdı. Murat’ın ikinci yuvası oldu İsmet ve Meryem’in evi.

Hadi anlat bakalım nerede başladı nerede bitti seni böyle perişan eden aşk hikayesi.

Sorma abi, yani sor abi sor da; ben nasıl başlasam anlatmaya, nasıl atsam içimdeki bu kırgınlığı bilemiyorum. Kalbim ağrıyor, başım ağrıyor, çok çaresiz ve halsiz hissediyorum kendimi ama bıraksan burdan yüzerim Kıbrıs’a!

Off be Murat! Üzme beni hadi ya kim bu kız?

Abi merhametli, şefkatli, affeden demekmiş Farsça’da baktım internetten. Adına şiirler yazılmış, şarkılar bestelenmiş. Abdürrahim Karakoç desem bilirsin zaten.

Vaaay! “Sarı saçlarına deli gönlümü bağlamışım çözülmüyor Mîhrîban” diyorsun. Güzel isim vallahi.

İsmi de güzel, kendi de; ama…

Ama ne?

Ama huyu kötüymüş be abi!

Onu ne ara anladın, nerde gördün tanıdın da? Benim niye haberim olmadı bunca zaman?

Bunca zaman dediğin sabahtan akşama kadar bile değil be İsmet abi, film gibi işte. Hayatım gözümün önünden aktı gitti resmen. Sevdim, istedim anasından-babasından, yuvamı kurdum, bir ömür geçirdim bir gülüşünde öyle bir gündü düş gibi. Gül yüzüne, gülen gözlerine, kara kaşına, kara gözüne vuruldum işte..

Aman aman aman! Vuruldun da ölme dur! Ne bu hep imalı imalı cümleler Allahasen! Adam gibi anlatsana şunu , Türk filmi gibi kanser ettin beni de!

Onu diyorum ya ben de abi! Ne adamlığım kaldı, ne gururum. Büküldü resmen belim, olanlar film gibiydi, bildiğin Kartal Tibet oldum dün.

Ya hu, heves desene sen şuna! İnsan aşık olsa, düşmez mi aşkının peşine? Öyle hemen ilk dalgada batar mı gemi? Besbelli ya sen sevmemişsin, ya da o. Nerde gördün, neler yaşadınız bakalım?

Abi çarşıda 5 dakikalık bir işim vardı atm’ye para çekmeye gittim. Biliyorsun sevmiyorum boş boş gezmeyi orda burda. Dedim ki bisikletle gideyim bari, hem spor olur falan diye düşündüm. Derken üstüme bir ağırlık çöktü serinde gideyim derken oyalana oyalana, öğlen sıcağında perişan oldum yollarda. Bitti işim dönüyorum eve derken bu hafta sorarım, haftaya sorarım, yarın bakarım, öteki gün çıkarım diye erteleyip durduğum bizim muhabbet kuşuna büyük kafes alma fikri takıldı kafama. Parayı çektim bindim bisiklete gidiyorum, köşedeki dükkanı hiç farketmemişim baktım ki renkli renkli kafesler var önünde. Bisikletin kilidi falan da yok yanımda, bırakıp giremiyorum öyle direkt dükkanlara. Neyse sürdüm önünde indim bisikletten, abi kapıyı araladım ki çalışana seslenip sorayım kaç lira diye kafesler. Bir baktım karşımda o! Vuruldum resmen anlatamam sana. Bak kaç yaşındayım, elim ayağım boşaldı öyle bir heyecanlandım ki karşısında, bir on saniye falan konuşamadım. Tebessüm etti, ben de ayıp olmasın diye yüzüne bile bakamadım ortaya konuştum dükkanın girişinde. Kafesin fiyatını sordum ama bir tek umrumda olan o, başka bir şey yok gözümde. Tutamadım kendimi dedim ki Allah birisine bu kadar nasıl cömert davranabilir? Güzel kelimesi anlamını yitirir yanınızda. Sonra söylediklerimden korktum çünkü bunları ben söylemiş olamam değil mi? Abi beni biliyorsun, insana insan değeri veririm, az konuşurum, az ilgi gösteririm ama ne oldu bilemiyorum. Bir gülümsedi var ya içim titredi resmen. Dedim ki inşaallah başkasına da böyle gülmüyordur. Gülüşünü kıskandım abi. Ona bakan gözleri kıskandım. Onun ismini telaffuz eden insanlar geldi gözümün önüne sıtma nöbeti geçirdim adeta kıskançlıktan. O konuştu ben dinledim. Şunu farkettim o an, benimle daha fazla ilgileniyordu ve çok hoşuma gitti tavrı. Dedim oğlum kuruntu yapma kendi kendine, niye seninle ilgilensin işini yapıyor işte kibarca. Neyse diyorum ki tekrar nasıl göreceğim onu veya tekrar görebilecek miyim? Nasıl bu zamana kadar görmemişim böyle birini? Çok tuhaf cidden diye düşünürken kafesi tarif ettim, istediğim rengi söyledim ama ellerinde olmadığını söyledi. Başka bir yeri tarif etti, gidersem mutlaka bulacağımı anlattı ama hiç gitmek istemiyorum derken başka müşteriler geldi. Utandım soramadım numarasını bir de ne dese beğenirsin o an? Tarif ettiğim yeri bulabilecek misiniz? Hemen atıldım, bulamayabilirim! O zaman ben size haritada göstereyim dedi ve telefonunu çıkardı. Haritada yerini gösterdi, isterseniz konumunu size göndereyim? Allah’ım resmen bu sene bayram erken geldi! 9 yaşıma basmışım da bayram şekeri için kapı kapı dolaşacağım adeta! Harçlıkla dolu ceplerim ve tüm sevdiklerim yanımda, hatta arkadaşlarıma yeni oyuncaklarımı gösteriyormuşum gibi!

Eee… Bak sen şu işe!

Abi sessizce söyledim numaramı ama şaşıracak gibi oldum. Hemen konumu yolladı ama imkanı yok mesaj atamam, arayamam, sarkıntılık mı yapacağım bana yardım eden birine! Düpedüz kuruntu benimkisi diyerek kendime kızıyorum dükkandan çıktıktan sonra!

Akıllım o da senden hoşlanmış belli ki bak numarasını vermiş sana.

Ben de öyle düşündüm abi ama aklıma da şu geldi. Ben böyle zırt pırt kimseye numara sormam bilirsin ki zaten kimseye numaramı da vermiyorum. Hal böyle olunca kendi yerime koydum onu dedim ki ararsam ya da mesaj atarsam sıradan birisi gibi davranmış olurum. Ona değer verdiğimi, böyle bir hissin tarifi olmadığını ona nasıl anlatmalıyım ya da hissettirmeliyim bilemedim. Telefon numarasının bende olması içimi rahatlattı ama tutamadım vallahi kendimi hemen sıradan bir teşekkür mesajı yazdım. Gösterdiği ilgi ve samimiyete teşekkür ettim, işini güzel yaptığını, böyle iyi niyetli insanların iyi şeyler yaşamasını temenni ettiğimi söyledim. Gayet modern, açık fikirli ve eğitimli biri olmalı ki kaliteli cevaplar verdi. O an kesinlikle emin oldum o da benden hoşlanmıştı.

Ben ne dedim bak hikayenin sonunu bile tahmin edebiliyorum. Sen söylemeden söyleyeyim mi?

Bildiğini biliyorum abi. Zaten hep söylersin, “güzelliğin on para etmez bende ki bu sevda olmazsa” diye ama işte bu nasıl bir güzellik düştüm ben de.

Onu demeyecektim ama neyse söyleyeceğim sonunda. Huyu kötü dedin oraya girmedin henüz anlat bakalım işin öteki tarafını?

Sırası ile gidiyorum abi. Yarım saat mesajlaştık, iltifat ettim o da karşılık verdi. İkimiz de şaşkınlıkla birbirimize güzellemeler yaptık. Dayanamadım aradım. Açtı telefonu biraz tutuk oldu ama konuşabildik o heyecana rağmen. İnanamadığını, böyle şeylerin gerçek olmadığını düşündüğünü, benim kadar o da çok şaşkın olduğunu söyledi. İlk fırsatta oturalım, konuşalım istedim. Yıllar sonra birisini yıllardır tanıyormuş gibi sevmek, onu merak etmek çok tuhaftı. Abi ben hayatımda kimseyi sevmedim! Ama bu sevgi değil de ne? Heves geçer, şehvet olsa biter, eğer aşk buysa nasıl kolayca unutabilirim ya da vazgeçebilirim ondan?

Çok zor seven insan, çok kolay vazgeçer lafını duydun mu hiç?

Abi çok zor seven, çok zor vazgeçmez mi kaybetmemek için?

Hayır aslanım, o duygu öylesine zarif, öylesine tarifsizdir ki bir toz zerresi gölge etse hislerinin üzerine, daha cenneti bağışlasalar da girmeye korkarsın.

Nasıl yani?

Yani anlayacağın, belli ki sen çok incinmişsin ama nasıl? Kalbini nasıl kırdı da böyle paramparça oldun.

Dediğini anlamadım abi ama şöyle: Akşam olmadan dediği dükkana gitmek istedim hani söz verdiğim kuş kafesini alayım diye. Gitmezsem sırf onunla muhabbet etmek, tanışmak istediğim için bahane bulduğumu düşünmesin dedim. Tarif ettiği yer o kadar uzaktı ki bulmaya çalışırken kayboldum.

Bisikletle mi gittin o kadar yolu aşık adam!

Yok abi, eve geçtim baktım ki arabayı babam almış çıkmış. Hemen arkadaşa yalvar yakar yaptım. Ona da anlatamadım şimdi nedir bu kafes merakı diye. Durdun durdun bu saatte nereye gideceğiz falan diye bana çıkıştı o da. Son bir tane kalmış dedim, acil falan dedim, o da aynı şekilde yalvardı yakardı babasına aldı arabayı düştük yollara. Şurdan dön, düz git derken aldım alacağımı, döndüm eve. Akşam arayabilirsen konuşalım dedim ve bekledim 2-3 saat ama ne beklemek. Sıkıntıdan tüm akrabaları, arkadaşları arıyorum hal hatır soruyorum ki bayramda böyle bir telefon trafiği yok! Abi bir baktım mesaj gelmiş, apar topar çıktım evden rahat konuşuruz diye. Meğerse gittiğim yerdeki kişi buna öyle böyle anlatmış beni, arkadaşımı ve beni vurmuş yerden yere resmen çünkü bir mesaj geldi böyle emrivaki yapar gibi: yanındaki kim?! diye. Arkadaşım diye mesaj yazdım ama hiç sevmem bu hesap sorma işlerini. Hoşuma gitti kıskanılmak bir tarafa ama o güzelliğin altından ateş püsküren bir dev çıktı ki sanki! Sen nasıl adamsın? Sen nasıl insansın? Yanında beş para etmez “şort giyen kadınlar” mı var? O tiple gezenlerle işim olmaz? Sen bana iltifat ederken başka insaları nasıl arabana alırsın? Duyduklarıma inanamadım. Sakinliğimi koruyayım mesaj yazayım diyorum, hatta izah edeyim dedim ama karşımdaki insanı tanımıyorum ki? Tanıyamıyorum yani? Öylesine bağlandım dediğim, işte aradığım bu, rüyalarımdaki kadın o dediğim? Gün boyu aşka sevgiye dair umutlarımı yeşerttiğim, ömrümü ömrüne eklemek istediğim insan bu olamaz dedim, başka sebepler düşündüm ama artık bana sakın mesaj yazma deyince bitti abi tahammülüm. Yazmadım. İşin ironik tarafı da ismi Mîhrîban! Bu nasıl Mîhrîban’lık anlamadım. Adın gibi yaşa derler ama neyse işte böyle.

Hah! Ben de onu dedim sana işte. Çok zor seven çok çabuk vazgeçer yani çok çabuk kırılırmış. Sen de huylandın belli ki vazgeçtin bu hislerine rağmen.

Şimdi anladım abi ne demek istediğini. Çok ama çok kırıldım. Engelledim numarasını dakkasında.

İyi yapmışsın aslanım. Allah nasip etseymiş duramaz delerdin dağları Ferhat gibi, Mecnun olur düşerdin çöllere. Bak maşallah aklın da yerinde kuvvetinde. Hem gerçek yüzünü görebilmişsin işte. Bir ömür zehir olacağına, bir günün heba olsun boşver. Eskiler mürekkep yalamış adam derler senin gibi tahsilli adamlara. Okumuş adamın hali başka işte. Hatta derler ki davul bile dengi dengine çalarmış. Yani güzellik yetmiyor güzel kardeşim bunu anladın en azından.

Öyle değil be abi. Zehir olsa her gün içerim diyor bir tarafım hâlâ, tuhaf bir bağlılık hissi var içimde.

Salak salak konuşma! Kimse için ölmemeli insan, sevdiği için yaşamalı, yaşatmalı.

Bitmedi ki abi, mesaj attı bana 2dk sonra engelledin mi beni diye? Hakaret etmeye devam etti ben gönlümü alacak zannederken. Yazdıklarını 5 dakikada elli kez okudum anlamak için. Dedim ki insanları cinsiyetine göre ayırmak, onları görünüşleri ile yargılamak ayıp değil mi? Minibüslerde şort giyen kadınlara şiddet uygulayan canilerden farkın ne şimdi senin dedim? Ben seni kıskandığım için öyle söyledim dedi ama inanmadım; ne söylediklerine ne de duyduklarıma. O an vazgeçtim onu kusursuz sevmekten. O yazdıkça daha da tiksindim dünyadan, insanlıktan, cehaletten. Düşünsene abi hiç bir karıncanın fili yerden yere vurduğu görülmüş şey mi? İşte böyle anlamsız ve inanması güç şeylerdi olanlar. Hayatımda birini bu kadar sevdiğimi hatırlamıyorum ama hayatımda birinin beni böyle incitebileceğini de düşünmezdim. En sonunda, yaşattığın şeyleri yaşaman dileğiyle yazdım. O beddua ettiğimi sandı ama ben ona veda ederken yine aşkı ima ettim, anlamadı. İçimdekileri dökmek için yazdım, senden hoşlanmıştım ama artık yüzünü bile görmek istemiyorum umrumda değilsin dedi bir çırpıda. Gece nasıl sabah ettim bilmiyorum. Ne empati kaldı, ne sempati sabaha kadar.

Vay arkadaş, bu nasıl film bu nasıl son? Gerçekten ilginç, garip, tuhaf, komik, kötü, enteresan olaylar. Hani iyi tarafı da yok değil, kıssadan hisse olmuş dedim ya.

Dur söyleme biliyorum, Yüzü güzele bir günde doyarsın da, gönlü güzele bir ömür doyamazsın!” değil mi?

Hahayt! Aslan aslan; işte bu sefer doğru bildin! Eee bunları biliyorsun da daha ne dertleniyorsun Allah’ın aşığı. Her güzele bir gazel yaz Yunus gibi sen de!

Gazel olmasa da bir mektup yazarım belki.

Yıl olmuş 2022 mektup mu kaldı aslanım ya?!

Belki biri duyar hikayemi, meşhur olurum ilerde İsmet abi; yüzyılın aşkı Murat ile Mihriban!?

Hadi bakalım, ilk ben okuyacağım o hikayeyi sözüm olsun. Bittiyse gidelim yengen bekliyor artık, geç oldu. İstersen seni atayım şu dalgalara için ferahlarsın!?

Yok abi aman diyeyim. Ferahladım biraz daha.

Bak bu şarkı sana gelsin, aç sesi aç aşık Murat!

Sarı saçlarını deli gönlüme,
Bağlamışım çözülmüyor Mihriban,
Ayrılıktan zor belleme ölümü,
Görmeyince sezilmiyor Mihriban,
Yar deyince kalem elden düsüyor,
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor,
Lambada titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban,
Tabiplerde ilaç yoktur yarama,
Aşk deyince ötesini arama,
Her nesnenin bir bitimi var ama,
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s