Ben Sana Denize Açılma Demiyorum. Açılacak Olursan Tufana Bile Katlan Diyorum! (Sad-i Şirazi)

Mutlu olmak istiyoruz ama mutlu olmaya hazır mıyız? En çok bu soruyu sorarken buluyorum kendimi.

İzlediğimiz filmlerin sonunda ya adam kanser oluyor ya da kadın ölüyor ama mutlu sona aç insanlar olduğumuz için hafif buruk da olsa yıllar sonra bu güzelim hikayeyi kahramanın çocuklarından dinleyerek teselli arıyoruz.

Ölmeden olmuyor mu?

Kapımız tıkırdadığında; ya hırsızdan korkuyoruz ya da polis mi geldi diye irkiliyoruz.

Kalabalık, aşırı-sosyal ve soluksuz geçen bir günün sonunda hepimiz yalnız giriyoruz yatağa. Yanındakine sırtını dönerek uyuyan yalnızlar, yanındakini tek gecede tüketen yalnızlar ve yanında kimsesi olmayanlar.

Deniz kenarında, sahile yakın bir eve taşınmaya karar vereli bir kaç yıl oldu. Adını ilk kez duyduğum bu kasabayı ilk gördüğümde heyecanlanmıştım.

2011 yılında eşimle ayrıldık, zaten erken evlilik ve sürpriz bir bebek ile elimize yüzümüze bulaştırdık her şeyi. Ailem karşı çıkmıştı başlarda, ilerleyen yıllarda belki biraz saflık belki biraz iyi niyetimden dolayı eşimin kusurlarını görememiştim. Ona da haksızlık edemem, sonuçta beni sevmediğini söylüyorsa bende de mutlaka hatalar olmalı dedim hep, söylüyorum da hala.

Başlarda kabul etmekte zorlandığım ama şimdilerde; “canımı alırlar oğlumu asla” dediğim bir noktadayım.

Neden mi?

Oğlumun babası ben miyim bilmiyorum çünkü!

Ama oğlumu çok seviyorum.

Eski eşimin ilişkisi olduğunu öğrendiğimde büyük kavgalar etmedik, konuşmaya ve anlamaya çalıştım onu. Belki sadece canımı yakmak için böyle söyledi, belki de ona gösterdiğim ilgi yetmedi ama sosyal medyayı da suçlamak lazım biraz. Elimizde telefon yediklerimiz ve giydiklerimiz ile herkesin dikkatlerini çekmeyi başardık. Bir gün sakinliğime kast ederek, sonuçlarını düşünmeden başkasından hamile kalmış olabileceğini söyledi.

Kadınlar ilgi görürler azizim, elinizdeki kağıtlar rakiplerinizden küçükse maalesef kumarı kaybedersiniz. Evlilik bir kumar, evet. Ben iyi bir kumarbaz değilim ve kumarı da bu yönüyle sevemedim.

Karşı çıkabilirsiniz belki, sizin de olaya farklı açılardan baktığınız oluyordur. Ben sadece yaşadıklarımı anlatmak istiyorum size.

İlişkisini kontrol eden hayatını kontrol eder diye bir söz okudum geçenlerde bir kitap kapağında. Elinden tutarak dolaştığım bir sevgili hayal ettim yanımda. Beni seven, bana aşkla bakan tıpkı o eski günlerdeki gibi.

Sahil kasabasında bu denizin esintisinde umut doluyum. Hayatımı yoluna koyacak ve mutlu olacağım diyorum kendime.

Doğru zamanı, doğru insanı beklerken ışıkları söndürdüm. Umut dolu nağmelerle çalan bir kanal açtım ve çıktım balkona. Denizden esen meltemin serinliğinde yalnızlığımla baş başa dolunayı izliyordum. Hatırladığım bir tebessümü görür gibi oldum karşımda, tekrar baktım uzaklaşan siluetine. Olduğum yerde kalakaldım ve gözümü hiç ayırmadan yola diktim saatlerce. Gelip geçenlere inat o tebessümün asıl sahibini bekledim.

Saat 23:35 ve yatma saatim çoktan geçti ancak inatla bekliyorum.

Telefonunun ışığı yüzünü aydınlatan, o aydan parlak, güneşten berrak eşsiz gülümsemesi ile tekrar geçti önümden. Beni hatırladı mı acaba?

Heyecanla yerimden kalktım ve koşar adım gittim arkasından. Köşede dimdik duruyordu, arkası dönük elinde telefonu, üstünde pembe elbisesi bütün hatlarını gururla gösteriyordu ama benim saçım darmadağın, üstüm rezil ve sakallarım bir karış!

Arkamı döndüm, aynı hızla uzaklaştım oradan. Kendimi eve kapattım. Kapıları kilitleyip yatağıma uzandım. Kapanmıyordu gözlerim. Çoktan uyumuş olmalıydım. Gecenin karanlığında camdan ona bakmak için kalktım tekrar.

Palmiyenin yanında, elinde telefonu ah Allah’ım içimi acıtan bu güzellik, deniz esintisi gibi!

Ertesi sabah erkenden uyandım, evi toparladım ve bekledim. İçime kurt düşmüştü bir kere. Muhteşem bir ilk karşılaşma olmalıydı. Yeniden tanışır gibi bütün ayrıntılarını düşündüm kafamda.

Öğlen oldu bile ama göremedim hala. Gündelik işlerime döndüm, yapılması gerekenleri yapıp tekrar çıktım bahçeye. Heyecanım artarken umudum azalıyordu. Belki doğru zaman değildi belki de doğru mekanı seçememiştim. Dün niye konuşmadın aptal diyerek kendimi azarladım. Zaten onun gibi genç ve güzel biri neden yıllar sonra bana ilgi duysun ki? Elinde sürekli telefonu, mutlaka biri vardır hayatında.

İşte kaldığım yerden döndüm hayatıma, denize girdim ve kafamdaki düşünceler dağıldı yavaş yavaş. Kıyıya geldiğimde gözümle havlumu koyduğum yeri arıyordum ve o da tanıdığı bir yüzü görmüş gibi tebessüm etti yeniden. Sularım süzülürken yanına gittim, hoş geldin dedim umutla. Kafasını kaldırarak tebessümle teşekkür etti.

Beni tanımadığını gözlerinden okuyabiliyordum. Gördüğü ilgiyi de sevmemişti, çok ilgilenmedi benimle. Yarım bırakmamak için izah etmeye çalışır gibi oldum, sözcükler dilime dolandı konuşamadım. Daha fazla rezil olmamak için uzaklaştım oradan.

Dikkatini çekmiş olmalı ki o akşam iki kere göz göze geldik. Bakışlarından cesaret duysam da yanına gidip esir olmaktan korkuyordum.

Yine telefonuyla baş başa, palmiyenin yanında otururken gittim yanına. Selam verdim, müsaade istedim ama heyecanımdan tökezler gibi oldum. Çocuk gibi hissettim beni buyur ederken. Anlamsız ifadelerle yüzüme baktı, adını sordum emin olmak için ama o bilmediğimi düşündü. Bana adımı sormadan kısa cevaplar verdi. Dayanamadım, söyleyemedim yıllar önce onu gördüğümü, ondan hoşlandığımı. Söylesem de inanmazdı. Bugün bunları anlatırken size, ona hislerimi açtım ama yine inanmadı. Sonunu merak edenler için biraz daha anlatayım.

Dayanamadım ilgisizliğine, kalktım dönmemek üzere yanından. Ben ona veda edercesine iyi akşamlar dedim, o şaşkın şaşkın “sonra görüşürüz” dedi.

Saatlerce onu düşündüm, yeniden canlandırdım gözümde olanları. Sonra görüşürüz demese, çoktan yoluma devam ederdim ama umut dolu bir cümleydi benim için.

Günler birbirini kovaladı ve sonunda topladım tüm cesaretimi ve çıktım karşısına. Yine elinde telefonu vardı ve bu sefer ciddi bir konuşmanın içerisindeydi. Biraz bekledim sonra selam verdim. Sadece tebessüm etti. Rahat konuşsun diye birkaç adım uzaklaştım ve arkamı döndüm beklerken. Yanımdan hızla geçerken bütün umutlarımı kaybettim. Yüzüme bile bakmadan gitti. Benden rahatsızlık duyduğu belli olmuştu artık. Yani ya mağara adamına bağlayacak ya da medeniyet sınırlarının ötesine uzanacaktım. Aldatılan bunu sizin toplumsal klişelerinizle geniş geniş göğüsleyen bir baba olarak yoluma gittim azizim unutmak üzere. Kapımı kapattım, ışıkları söndürdüm ve yattım.

Yine bir sabah ve gündelik rutin olduğu üzere yapmam gerekenleri yaptım. Bahçeye indim ve denizi seyre daldım. Yarım saat olmadı onu gördüm, ne selam ne bir tebessüm elinde bir çanta ile uzaklaştı. Tekrar geldi ve tanımadığı bu adama bir üstünkörü bakış attı ve uzaklaştı. Biliyorum başlamadan bitmişti bu ilişki ama sırrına henüz erişemediğim bir iletişim vardı aramızda.

O beklenmeyen an geldi ve bana yaklaşarak sessizce bir şey söyler gibi baktı. Hemen doğruldum yanına doğru bir kaç adım attım ve:

-Dün gece için özür dilerim. Küçük bir acil durum vardı, onun stresiyle yanından geçip gittim. Senlik bir durum yoktu ama sanki sana tavır yapmışım gibi hissettim.

-Rica ederim, en azından kendini ifade ettin ve bu beni daha da rahatlattı. Teşekkür ederim.

-Dediğim gibi sana değildi o tavrım.

-Yolculuk mu var peki?

-Evet, bu kadardı tatil artık dönüyorum.

-Nereye? Ne çabuk? Neden? Şey damdan düşer gibi olacak ama telefon numaranı alabilir miyim?

-Şey, yani başka türlü iletişim kursak? Telefonum, şey, sonra görüşürüz o zaman?

-Nasıl iletişim kuracağız bilemiyorum, bende sadece telefon var ama peki kusura bakma.

-Yok öyle değil, bir saniye geliyorum.

Kalakaldım öylece, utandım, üzüldüm, ezildim. Gitti sandım ama kıpırdamadım yerimden. Geldi iki dakika sonra ve fısıldar gibi verdi numarasını. Elim ayağım dolaştı, bir kere söyledi ve gitti.

Ya yanlış aldıysam numarasını ya da vermek istemediği için uydurduysa?

Hemen telefona sarıldım, daha uzaklaşmadan aradım. Açtı.

Biraz durakladım ve selam verdim o da selam dedi. Kaydettim numaranı müsait olunca ararım olur mu dedim. Sözleştik ve kapattık.

Size çok sıradan gelen şeyler bazı insanları için “umut” ya da “unut” kadar keskin olabilir. Yaşadıklarınız sizin hikâyeniz, yaşayamadıklarınız ise bir başkasının…

Benim yaşadıklarım belki bir hikâye, belki bir masal belki de bir öykü bilemezsiniz. Bilmenizi istediklerimi paylaştım. Size bir mutlu son ya da hüzünlü bir veda veremem ama şu kadarını söyleyebilirim hayat korkakları asla affetmez.

Elimden geleni yapmaya, sahilde her gün denize bakmaya, umutla yarına sarılmaya çalışıyorum. Hayat herkese ve her şeye rağmen devam ediyor o yüzden sizler de yerinizde saymayın. Kendi bozuk terazinizle başkalarını tartmayın, sevin, sevilin, mutlu olmaya, mutlu etmeye çalışın.

Sözün özü; bugün karar verin ve kendi masalınızın kahramanı olun!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s